Hastan olur...

Hasta olursun...

Düğünün, cenazen, iyi-kötü günün olur.

Velhasıl başına iyi ya da kötü; her an bir hal gelebilir...

Düşersin ayağın burkulur,

Oturursun kalbin durur.

Her an her şey gelebilir bu hayatta başına.

Hem de hiç ummadığın bir anda...

Sana olmada bile en yakınına olabilir.

Eşine, çocuğuna, annene, kardeşine...

İşte o an arkadaşla-dost, hısımla-hasım belli olur.

Kimi candan koşar; o dosttur.

Kimi sadece sorar o; arkadaştır.

Kimi oralı bile olmaz acına ya da sevincine; hatta acıyorsa kalbin ‘oh’ çekip güler arkandan; o hasımdır işte...

Zor günler aslında aynadır etrafını görmen için...

Arkadaşınla-dostunu, hasmınla hısımını tanımak için fırsattır.

O günde o ayna tüm yüzleri gösterir.

Samimi ve asık suratları... Hepsini...

İşte ben de böyle bir dönem geçirdim...

Babam ciddi bir kalp operasyonu geçirdi...

Koştuk memlekete...

Tüm kardeşler toplandık baba ocağında…

Babam yoğun bakımda yeniden hayata tutunmaya çalışırken; biz dua ediyorduk bir koridor ötede ailece...

Ve hiçbir şeye ihtiyacınız olmasa bile, tutacak bir dost eli ya da sizi rahatlatacak bir dost sesi arıyorsunuz.

Gelsinler, gelemeseler bile arasınlar istiyorsunuz.

Bir yandan sıkıntınızla uğraşırken diğer yandan ‘O geldi… O aradı… Gelmedi… Aramadı…’ diye farkında olmadan çetele tutuyorsunuz. 

En çok da gelmesini çok istediklerinizin gelmemesi, aramasını çok istediklerinizin aramaması yaralıyor sizi…

Ve işte bu kısa dönem 'ayna' tuttuk çevremize...

Arkadaşı-dostu, hısımı-hasmı daha net gördük...

Dostlarımız ve hısımlarımız koştu geldi elimizden tuttu, gelemeyen telefonla aradı, 'geçmiş olsun' dedi.

Arkadaşlarımız ise Facebook'tan mesaj attı...

'Dost' ve 'arkadaş' kavramları arasında bu kadar derin farklar olduğunu doğrusu bilmiyordum.

Biz de tabi dostlarımızı ve arkadaşlarımızı check ettik, notumuzu aldık.