Yusuf Ziya ERARSLAN /Gazeteci-Yazar

yzemedya@gmail.com

 

Ne hazin... Ne büyük acı...
Dile kolay yaklaşık 600 yıl 3 kıtaya hakim olmuş cihan imparatorluğu
Osmanlı son demlerini yaşıyordu.
Asırlar boyu her millete, her inanca gölge, sığınak ve barınak olan o koca çınarın yaprakları sararmış, solmuş savruluyordu etrafa...
Sırtlan sürüleri ülkenin dört bir yanını işgal etmiş, hatta zaman zaman kendi aralarında ihtilafa düşüp, 'Orası benim, şurası senin' kavgasına girişmişlerdi. Mübarek vatan toprakları küffar postalları altında çiğneniyordu!
Osmanlı ahalisi, üzgün, kaygılı, mutsuzdu.
Dönemin idaresi işgal güçlerine çoktan teslim olmuş, hatta düşmana direnmeyi, karşı durmayı, ses çıkarmayı dahi yasaklamıştı.
Tersanelere, üretim yerlerine, kamu binalarına velhasıl her yere el konulmuştu. Sırtlan sürüleri parçalayacaktı vatanı! Tüm planları hazırdı.
Senaryo tamamdı.
Ama unuttukları küçücük bir detay vardı.
Karşılarında 'Ya İstiklal Ya Ölüm' diyen bir millet vardı.
'Türk esir olmaz, Türk vatansız olmaz, Türk bayraksız olmaz, Türk ezansız olmaz' şuuruyla vatanına ölümüne sadık Türk Milleti vardı...
'Ya Hürriyet Ya Şahadet, Türk'e Olmaz Esaret' sözüne iman etmiş bir lider Mustafa Kemal vardı!
'Mefkuremiz göklerde dalgalanan bir sancak, Allah'ın huzurunda eğiliriz biz ancak' şiarına haiz vatan evlatları vardı.
Ülküsü 'Son nefes, son nefer, son damla kana kadar' vatanı müdafaa etmek olan büyük Türk Milleti vardı.
Ve öyle de oldu...
Teslim olmadılar, çiğnendiler çiğnetmediler toprağı, mabedin üstüne namahrem eli değmesin diye vurdular, vuruldular.

Ziya Gökalp'in dediği gibi;
Düşman yine öz yurduna el attı,
Mezarından Ata'n kılıç uzattı,
Yürü diyor, hakkı zulüm kanattı,
Attilâ'nın oğlusun sen unutma!

Medeniyet deme, duymaz, o sağır;
Taş üstünde taş kalmasın durma kır:
Kafalarla düz yol olsun her bayır,
Attilâ'nın oğlusun sen unutma!

Koş, Plevne yine al bayrak taksın,
Gece gündüz Tuna suyu kan aksın,
Yaksın kahrın, bütün Balkan'ı yaksın;
Attilâ'nın oğlusun sen unutma!

Özgürlük ateşi yanmıştı bir kere, dönüşü yoktu bu yolun... Kazım Karabekir'in, 'Paşam ben ve kolordum emrinizdeyiz' sözü dalga yayıldı yurdun dört bir yanına...
Başbuğ Mustafa Kemal'in yaktığı özgürlük meşalesi, Türk'ün iman gücü ve vatan aşkıyla birleşince dev bir yanardağa dönüştü.
Savaşmayı değil ölmeyi emreden Mustafa Kemal'in askerleri, fakr-u zaruret içinde olsa bile cepheden cepheye koşuyor vuruşuyordu Bedrin Aslanları gibi...
Mehmet Akif'in deyimiyle;
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
İşte bu topraklar böyle vatan oldu.
Bu vatan kolay kazanılmadı.
Bize düşen; bastığımız yerleri 'toprak!' diyerek geçmeyeceğiz, bileceğiz, tanıyacağız.
Düşüneceğiz, hiç ama hiç unutmayacağız bu toprağın altındaki binlerce kefensiz yatanı...