Yusuf Ziya ERARSLAN / Gazeteci -Yazar

ATÜRK’ÜN İSLAM İNANCI VE İSLAM’A HİZMETLERİ…

"Elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız. Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum.”

(Adana’da Türk Ocağı-16 Mart 1923)

“Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz  Efendimiz Hazretleri,  Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir.İnsanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir.”

(Balıkesir Zağnos Paşa Camii hutbesi-7 Şubat 1923)


SUNUŞ

Bu dosyayı hazırlamamızdaki gayemiz, Türk Milleti için yapmış olduğu emsalsiz hizmetlere rağmen ahlaksız tevziratlarla itibarsızlaştırılmak istenen Gazi Mustafa Kemal Atatürk’e; bu milletin bir evladı olarak sahip çıkmak ve ona bir zerre de olsa vefa borcumuzu ödeyebilmektir. Çünkü Resul-u Ekrem’in buyurduğu gibi ahde vefa imamdandır.

Gazi Paşa’ya ‘imansız’ diye iftira atanlar esasen kendi imanlarını tehlikeye atmıyorlar mı?

Zira, tarihi vesikalara göre birçok konuşma, yazışma ve söyleşilerinde ‘Müslüman’ üstelik ‘dindar bir Müslüman’ olduğunu söyleyen ve icraatleriyle bunu kanıtlayan bir Türk büyüğüne, her şeyden öte bir Mümin’e, ‘Hayır Müslüman değil’ demek kimin hakkı ve haddi olabilir ki?

Oysa Rabbimiz (cc), “… iftirayı işittiğinizde erkek ve kadın müminlerin, kendi vicdanları ile hüsnüzanda bulunup da: Bu, apaçık bir iftiradır demeleri gerekmez miydi?” diye buyurmuyor mu? (Nur Suresi 12 ayet)

Yine ulu Rabbimiz (cc) “… Bu konuda konuşmamız yakışık almaz; haşa, bu büyük bir iftiradır" demeniz gerekmez miydi?” demiyor mu? (Nur Suresi 16 ayet)

Yoksa Peygamberimizin (sav) dediği gibi, ‘Kalbini mi açıp baktınız?”

Velhasıl-ı kelam Gazi Paşa’nın İstiklal Harbi’nde yaptıklarını anlatmaya gerek yok zaten. Bunu bütün dünya biliyor. 

Biz bu dosyamızda Paşa’nın İslam’a bakışını ve yüce dinimize hizmetlerini belgeleriyle anlatmaya çalıştık.

O, “Filistin için kanımızı dökmeye hazırız!” diyecek kadar Siyonizm karşıtı yürekli bir mümin, Resul’ün mübarek kabrini yıkmaya yeltenen Suudi Kralı’na, ‘Dünyayı başınıza yıkarım’ diyecek kadar Peygamber hayranı, gerçek İslam alimlerine büyük hürmet eden samimi bir Müslüman’dı. 

O; kulun Allah’tan başkasına kulluk etmesine itirazı olan, din tüccarlarını hazzetmeyen, yüce dinimizin para, makam ve mevki için kullanılmasına karşı çıkan ve ‘din adamı’ kisvesi altında ‘vatan hainliği’ne izin vermeyen bir liderdi.

GİRİŞ

TÜRK MİLLETİ ‘LİDER ÜLKE TÜRKİYE’ HEDEFİNE MİLLİYETÇİ-MUHAFAZAKAR KİMLİĞİ İLE VARABİLİR

Atatürk, gerek etkileyici kişiliği, gerekse ahlaki meziyetleri ile tüm dünyanın kalbinde taht kurmuş, eşsiz bir liderdir. Çöküş arifesinde olan, enkaz haline gelmiş bir imparatorluğun, kölelik tehdidi ile karşı karşıya kaldığını sezinlemiş, milletimizi esaretten kurtarmak için büyük bir milli kurtuluş hareketi başlatmıştır.

Cumhuriyet tarihimiz süresince, kritik dönemler atlatan milletimiz, bir çok problemin üstesinden, yalnızca Atatürk gibi düşünmeye ve milliyetçi-muhafazakar kimliğe sahip çıkmakla gelinebileceğini artık kavramış durumdadır. Türkiye’nin 21. yüzyılda, büyük önderin hedef gösterdiği “muasır medeniyetler” arasında yer alması ve ülkemizin “lider ülke Türkiye” olması için Atatürk’ün açtığı bu yolda emin adımlarla ilerlenmesi gerekmektedir.

Atatürk, sadece siyaset adamlığı ve askeri kişiliğiyle değil, aynı zamanda ahlaki kimliği ile Türk Milleti’nin önünde çok güzel bir örnektir. Atatürk, İslam ahlakıyla ahlaklanmış, tam bir Osmanlı beyefendisidir. İnsanlara karşı son derece müşfik ve hoşgörülü olan Atatürk’ün yüreği, millet ve insan sevgisiyle doludur. Onu tanıyanlar her zaman bitmek bilmeyen sabrını, fedakarlığını, insan sevgisini takdir etmiş ve medeni kişiliğini gıpta ile izlemişlerdir. Cemiyet hayatına değer vermesi, sosyal ilişkilerdeki başarısı ve candan konuşmaları ile tanınan Atamızın tüm bu özellikleri, aslında onun güzel ahlakının bir yansımasıdır.

“ELHAMDÜLİLLAH HEPİMİZ MÜSLÜMANIZ, HEPİMİZ DİNDARIZ” (1923)

Atatürk hiçbir zaman İslam’a karşı olmamış, tam tersine birçok platformda kendisini ‘samimi bir Müslüman, dindar biri’ olarak tanımlamıştır. Onun mücadele ettiği, din maskesi altında insanların sömürülmesi, dini kullanarak kendine makam, mevki ve çıkar sağlayarak dini yozlaştıranlardır.

16 Mart 1923’de Adana’da Türk Ocağı’nda esnaf ve sanatkarlarla yaptığı konuşmasında Gazi Paşa şunları söylüyor:

“Bizi yanlış yola sevk eden habisler, büyük ölçüde din perdesine bürünmüşler, saf ve nezih halkımızı, hep şeriat sözleriyle aldatagelmişlerdir. Tarihimizi okuyunuz, dinleyiniz. Görürsünüz ki, milleti mahveden, esir eden, harap eden fenalıklar, hep din kisvesi altındaki küfür ve melânetten gelmiştir. Onlar her türlü hareketi dinle karıştırdılar.

Halbuki elhamdülillah hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız.

Artık bizim dinin icabını öğrenmek için şundan bundan derse ve akıl hocalığına ihtiyacımız yoktur. Analarımızın, babalarımızın kucaklarında aldığımız dersler, bize dinimizin esaslarını anlatmaya kâfidirler.”

(1)“TÜRK MİLLETİ DİNDAR OLMALIDIR, YANİ BÜTÜN SADELİĞİ İLE DİNDAR OLMALIDIR”

Gazi Paşa dönemin ünlü Fransız gazeteci Maurice Perno ile 11 Şubat 1924 tarihinde yaptığı söyleşi de hilafet ve İslam anlayışına dair önemli açıklamalarda bulundu. 

Perno’nun,”Şu halde yeni Türkiye siyasetinde dine aykırı hiçbir temayül ve mahiyet olmayacak mı demek?” şeklindeki bir sorusuna şu cevabı veriyor:

"Siyasetimizin dine aykırı olmak şöyle dursun, din nokta-ı nazarından eksik bile hissediyoruz” yanıtını vermişti.

Atatürk devamında bu sözleri ifade etmişti:

"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum. Halbuki Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milleti içinde daha karışık batıl inanışlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası geldiğinde aydınlanacaklardır. Eğer ışığa yaklaşmazlarsa kendilerini mahv ve  mahkum etmişler demektir. Onları kurtaracağız.

(2)ATATÜRK’ÜN BALIKESİR HUTBESİ (7 Şubat 1923)

“ALLAH BİRDİR, ŞANI BÜYÜKTÜR”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Balıkesir Zağnos Paşa Camii’nde okunan mevlitten sonra minbere çıkarak yaptığı konuşmada cemaate şöyle seslenmiştir:

“Ey millet! Allah birdir, şanı büyüktür. Allah'ın selâmeti, sevgi ve iyiliği üzerinize olsun. Peygamberimiz  Efendimiz Hazretleri,  Cenâb-ı Hak tarafından insanlara dinî hakikatleri tebliğe memur edilmiş ve resul olmuştur. Temel nizamı, hepimizin bildiği Kur'ân-ı Azimüşşan'daki açık ve kesin hükümlerdir.

İnsanlara manevi mutluluk vermiş olan dinimiz, son dindir, mükemmel dindir. Çünkü dinimiz; akla, mantığa ve gerçeklere tamamen uymakta ve uygun gelmektedir. Eğer akla, mantığa ve gerçeklere uymamış olsa idi bununla diğer ilâhî tabiat kanunları arasında birbirine zıtlık olması gerekirdi. Çünkü bütün tabiat kanunlarını yapan Cenab-ı Hak'tır.

Arkadaşlar! Cenab-ı Peygamber çalışmalarında iki yere, iki eve sahipti. Biri kendi evi, diğeri Allah'ın evi idi. Millet işlerini Allah'ın evinde yapardı. Hazret-i Peygamber'in mübarek yollarını takip ederek bu dakikada milletimize ve milletimizin şimdiki ve geleceğine ait konuları görüşmek maksadıyla bu kutsal yerde, Allah'ın huzurunda bulunuyoruz. Beni bu şerefe kavuşturan Balıkesir'in dindar ve kahraman insanlarıdır. Bundan dolayı çok memnunum. Bu vesile ile büyük bir sevaba nail olacağımı ümit ediyorum.”

(3) "HZ. MUHAMMED'İN MEZARINI YIKILMAKTAN ATATÜRK KURTARMIŞTI"

Bir dönem milletvekilliği de yapan Prof. Nevzat Yalçıntaş, Suudilerin Hz. Muhammed'in mezarının yıkılmasına yönelik 1926 yılındaki teşebbüsünü 2008 yılında gündeme getirmişti. 

Yalçıntaş, Kanal D'de yayınlanan Abbas Güçlü'yle Genç Bakış programında şunları söylemişti:

"Suudi Arabistan sınırları içindeki tüm mezarlıkları yıkıyorlardı. Atatürk sıranın Hz. Muhammed’in kabrine geldiğini öğrenince bir telgraf çekerek, ‘Eğer bir tek taşına bile dokunursanız ordumu aşağı gönderirim’ demişti. Bunun üzerine Suudiler Hz. Muhammed’in kabrine dokunamamıştı. Ama bu telgraf yok edildi.”

Bu arada Washington merkezli düşünce kuruluşu GulfInstitute'a göre, son 20 yıl içerisinde, Mekke ve Medine'de bulunan tarihi eserlerin yüzde 95'i yıkıldı!

(4) ATATÜRK’ÜN 1937 NUTKU:

“PEYGAMBER’İN SON ARZUSU YANİ MUKADDES TOPRAKLARIN İSLAM HAKİMİYETİNDE KALMASI İÇİN KANIMIZI DÖKMEYE HAZIRIZ!”

Başbakanlık Cumhuriyet Arşivi'nde bulunan evraka göre Dahiliye Vekaleti Matbuat Umum Müdürlüğü tarafından saklanan 1937 tarihli belge Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde yaptığı bir nutuktan söz ediyor. Bu yazı Milli Arşivde (030 10 266 993 25) numaralı dosyada duruyor. Bombay Chronicle gazetesinde Atatürk’ün TBMM’de yaptığı bu konuşma yayınlanmıştır.

27 Temmuz 1937 tarihinde Hakimiyet'i Milliye Gazetesi’nde yer alan konuşmanın Filistin ile alakalı bölümünde Atatürk, “Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet'e lâkayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber'in son arzusu yani, mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeğe hazırız” diyor.

Mustafa Kemal, nutukta şu tarihi sözlere yer veriyor: “Arapların arasında mevcud olan karışıklığı ve hoşnutsuzluğu kimse bizim kadar bilemez. Biz vakıa birkaç sene Araplardan uzak kaldık. Fakat şimdi kendimize kâfi derecede güvenip kudretimizi bildiğimiz için İslâmiyet'in mukaddes yerlerinin Musevilerin ve Hristiyanların nüfuzunun altına girmesine mani olacağız. Binaenaleyh şunu söylemek istiyoruz ki, buraların Avrupa emperyalizminin oyun sahası olmasına müsaade etmeyeceğiz. Biz şimdiye kadar dinsiz ve İslâmiyet'e lâkayt olmakla itham edildik. Fakat bu ithamlara rağmen Peygamber'in son arzusu yani, mukaddes toprakların daima İslâm hâkimiyetinde kalmasını temin için hemen bugün kanımızı dökmeğe hazırız. Cedlerimizin, Selâhaddin'in idaresi altında, uğrunda Hristiyanlarla mücadele ettikleri toprakların yabancı hâkimiyet ve nüfuzunun tahtında bulunmasına müsaade etmeyeceğimizi beyan edecek kadar bugün, Allah'ın inayeti ile kuvvetliyiz. Avrupa bu mukaddes yerlere temellük etmek için yapacağı ilk adımda, bütün İslâm âleminin ayaklanıp icraata geçeceğine şüphemiz yoktur.”

(5)“MAKBULE RAMAZAN GELİYOR” 

Atatürk, İslam dininin sosyal ve toplumsal boyutuna çok fazla önem vermiştir. Müslümanlar için kutsal ayların ve günlerin toplumsal dayanışmayı, birlik ve bütünlüğü pekiştirdiğini düşünen Atatürk, özellikle Ramazan ayına çok büyük bir önem vermiştir.

Atatürk, Ramazan aylarındaki manevi havadan etkilenmiştir: zaman zaman oruç tutmuş, oruç tutanlara kolaylıklar sağlamış, onlara büyük bir saygı duymuş, hatta Ramazan aylarında bazı kişisel zevklerinden vazgeçmiş, dahası sıkça Kuran okumuş veya özel hafızına Kuran okutarak dinlemiş, akşamları hafızları çağırtarak onlarla Kuran ve din sohbetleri yapmıştır.

Atatürk’ün kız kardeşi Makbule Hanım bu konuda şunları söylemiştir:“…Her Ramazanın bir günü ve ekseriyetle Kadir gecesi bana iftara gelirdi. O gün, imkan bulabilirse oruç da tutardı. İftar sofrasını tam eski tarzda isterdi. Oruçlu olduğu zaman iftara başlarken dua ederdi.” Atatürk’ün Ramazan ayında kız kardeşi Makbule Hanım’a; “Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme…” diye hatırlatmada bulunup, hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içinde para verdiği bilinmektedir.

HAFIZ OKUR: RAMAZAN’DA KUR’AN OKTUR, HUŞU İÇİNDE DİNLERDİ”

Atatürk’ün özel hafızı Hafız Yaşar Okur, Atatürk’ün Ramazan aylarındaki davranışlarını şöyle gözlemlemiştir: “… Ramazanların Atam için çok büyük bir önemi vardı. Ramazan gelir gelmez ince saz heyeti Çankaya Köşkü’ne giremezdi. Kandil Geceleri de saz çaldırmazdı. Sadece beni huzurlarına çağırır, Kuran’ı Kerim’den bazı sureler okuturdu. Ben okurken gözleri bir noktaya takılır, derin bir huşu içinde dinlerdi. Ruhunun çok mütelezziz olduğu her halinden anlaşılırdı. Ramazanlarda bir ay müddetle Hacı Bayram-ı Veli ve Zincirlikuyu camilerinde şehitlerin ruhuna Hatim-i Şerif okumamı emrederlerdi. O günlerde civar kasaba ve köylerden gelenlerle cami hıncahınç dolardı…”

HAFIZLARLA DİNİ SOHBET EDERDİ

Şimdi de Atatürk’ün kütüphanecisi Nuri Ulusu‘ya kulak verelim: “Atatürk ramazan geceleri başta Saadettin Kaynak Hoca olmak üzere o devrin hafızları olan Hf. Yaşar, Hf. Zeki, Hf. Küçük Yaşar, Hf. Burhan, Hf. Hayrullah beyleri davet ederdi ki bu hafızlardan Hafız Yaşar aynı zamanda Cumhurbaşkanlığı Alaturka Müzik Şefiydi. 1930 yılında emekli oldu. Ama ölene kadar hep Atatürk’ün yanındaydı. Soyadı Kanunu çıkınca Atatürk ona ‘Okur’ soyadını vermiştir. Atatürk davet ettiği bu hafızlardan tek tek din konusunda bilgiler alırdı. Ayrıca çok üzerinde durduğu Türkçe Kuran’ı Kerim hakkında görüşlerini de sorardı.

Atatürk, Cemil Said Bey‘in Kuran tercümesini getirtti. Bizlerin tercüme konusunda tek tek fikirlerini aldıktan sonra hemen hemen sabaha kadar tartıştık. Daha sonra ayağa kalkarak ceketlerinin önünü iliklediler. Kuran-ı Kerim’i ellerine alıp Fatiha Suresi’nin Türkçe tercümesini açıp halka okuyormuş gibi ağır ağır okudular. Bu hareketleriyle bizlerin halka nasıl hitap etmemiz gerektiğini göstermek istiyorlardı.

Sonra Atatürk: ‘Sayın hafızlar, içinde bulunduğumuz bu kutsal ay içinde camilerde okuyacağınız mukabelelerin tamamını okuduktan sonra Türkçe olarak da cemaate açıklayacaksınız. İncil’de Aramca yazılmış ama sonradan bütün dillere tercüme edilmiştir. Bir İngiliz İncilini İngilizce, bir Alman İncilini Almanca okur. Herkes okunan mukabelelerin manasını anlarsa dinine daha çok bağlanır” dediler.

Belki de Atatürk’ün Kuranın anlaşılır hale gelmesi içi göstermiş olduğu çabalar O’nun bu kadar iftiralara maruz kalmasına neden oluyor. Herkes tarafından anlaşılan bir Kuran dinin aslında bizlere dayatıldığı gibi olmadığını gün yüzüne vuracağından korktukları için mi Atatürk’ü din dışına itmeye çalışıyorlar? Kim bilir. Unutulmamalıdır ki Yarasalar karanlıkta beslenir.


ATATÜRK’ÜN İSLAM’A HİZMETLERİ

-  DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI’NI KURDU

3 Mart 1924 tarihinde çıkarılan 429 Sayılı Kanun’la Diyanet İşleri Başkanlığı kurulda, Ankara Müftüsü Börekçizade Mehmet Rıza Efendi Diyanet İşleri Başkanı olarak atandı.

- İMAM-HATİP OKULLARI VE İLAHİYAT FAKÜLTELERİ AÇTI

Atatürk, “Her kişi kendi dinini, din işlerini, imanını öğrenmek için bir yere muhtaçtır, orası okuldur” diyerek imam-hatip okullarını ve ilahiyat fakültesini açtı.

-İLK KUR’AN-I KERİM MEALİNİ VE TEFSİRİNİ YAZDIRDI

Gazi Paşa, Diyanet İşleri Başkanlığı’nın kuruluşunun 2. yılında 21 Şubat 1924 tarihinde yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Türkçe okunup öz kaynağından öğrenmesi ve daha iyi anlaşılabilmesi için mealin hazırlanması için Elmalı Hamdi Yazır’a ricada bulundu. Bunun için Diyanet bütçesine 20 bin liralık ek ödenek konuldu. Elmalı Hamdi Yazır, ”Hak Dini Kur’an’ın Dili, Yeni Meailli Türkçe Tefsir” adlı 9 ciltlik  ilk Türkçe maili hazırladı. Eser Türkiye’nin her yerine ücretsiz dağıtıldı.Yine Cumhuriyetin ilk Kur’an tefsiri Atatürk’ün isteği ile hazırlatılan, Konyalı Mehmet Vehbi Efendi’nin “Hülasatü’l Beyan Tefsiri Kur’an” isimli eseriydi. Atatürk bu konuyla ilgili olarak şunları söylemiştir: “Türkler dinlerinin ne olduğunu bilmiyorlar. Bunun için Kur’an Türkçe olmalıdır. Türk Kur’an’ın arkasından koşuyor. Fakat onun ne dediğini anlamıyor, içinde ne var bilmiyor.”

- HADİS MEALİ HAZIR HAZIRLATTI

Gazi Paşa, Türk milletinin İslam dinini ‘hurafelerden’ veya ‘din tüccarlarından’ değil bizzati kaynağından yani Kur’an ve hadislerden öğrenmesini arzu ediyordu. Elmalı Hamdi Yazır’ın hazırladığı ilk Türkçe Kur’an mealinin yanısıra sağlam bir hadis kaynağına ihtiyaç olduğunu gören Atatürk, Ahmet Naim Efendi’ye bu görevi vermiştir.

Ahmet Naim Efendi titiz bir çalışma sonucunda Buhari’nin hadis kaynağını Türkçe tercüme etmiş, ilk 3 ciltten sonra eser Kamil Miras tarafından tamamlanmıştır. 1932 yılında bastırılan eser yine Atatürk’ün talimatı ile Kur’an meali gibi Türkiye’nin her yerine ücretsiz dağıtıldı.

Gazi Mustafa Kemal, İslam kaynaklarını Türkçe’ye çevirttirmekle kalmayıp, bunları bastırarak geniş halk kitlelerine ulaşmasını sağlamıştır.

GAZİ PAŞA’NIN DİNLE İLGİLİ SÖZLERİ

-'... Elhamdülillah, hepimiz Müslümanız, hepimiz dindarız...'

(16 Mart 1923, Adana Türk Ocağı, Esnaf ve Sanatkarlarla Toplantı)

-Kur’an’ın tercüme edilmesini emrettim… İlk defa olarak Türkçe’ye tercüme ediliyor. (Hz.) Muhammed’in hayatına ait bir kitabın tercüme edilmesi için de emir verdim.( Atatürk ve İnkılap, 30 Kasım 1929)

-"Türk Milleti daha dindar olmalıdır, yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır

demek istiyorum. Dinime, bizzat hakikate nasıl inanıyorsam, buna da öyle inanıyorum."

-"Atatürk'ün kız kardeşi Makbule Hanım'la uzun yıllar komşuluk yaptık. Her yıl Ramazan ayı yaklaşınca Atatürk kız kardeşine; "Makbule, Ramazan geliyor, annemize hatim okutmayı ihmal etme"der ve hatim okuyacak hafıza hediye edilmek üzere bir zarf içerisinde para verirdi." (Din Toplum ve Kemal Atatürk, Ercüment Demirer, s.10)

-"Camilerin mukaddes mimberleri halkın ruhi, ahlaki gıdalarına en yüksek, en verimli kaynaklardır. Minberlerden halkın anlayabileceği dille ruh ve beyne hitap edilmekle Müslümanların vücudu canlanır, beyni temizlenir, imanı kuvvetlenir, kalbi cesaret bulur."

-"Din lüzumlu bir müessesedir. Dinsiz milletlerin devamına imkan yoktur"; "Din vardır ve lazımdır."


KAYNAKLAR:

(1) Ali Kuzu / Atatürk ve İslamiyet 

(2) Fotoğraf / Paşanın Balıkesir Camii’ndeki  hutbesi  7 Şubat 1923

(3) www.hurriyet.com.tr/hz-muhammed-in-mezarina-buldozer-21819465

(4) Matbuat Umum Müdürlüğü belgesi 27 Ağustos 1937

(5) Sinan Meydan “Atatürk ve Allah Arasında” isimli kitap