Sağlıkta yaşanan şiddet olaylarının temelinde iletişimsizlik var. Şiddet artık bir iletişim kültürü haline geldi. Güncel sağlık politikaları nedeniyle doktorun ve sağlık çalışanlarının toplumsal statüsü değersizleştirildi.

Sağlık Çalışanları Hasta- Hasta Yakını İletişiminde Öfke Yönetimi Prof.Dr. Şengül HABLEMİTOĞLU / Hablemitoğlu Ankara Enstitüsü (HaE)

ÖFKENİN NEDENİ

  • Hasta ve yakınları-içinde oldukları sosyal, ekonomik ve kültürel koşullar
  • Sağlık çalışanlarının tutumları
  • Güncel sağlık politikaları
  • Kurumsal/yönetsel ve mekansal/fiziksel koşullar
  • Acil servis hizmetlerinde karışıklık, eksiklik ve yönetsel sorunlar
ÖFKE KONTROLÜ İHTİYACI

Öfke, sağlıklı bir biçimde dışa vurulabilirse, insanın gelişimine katkıda bulunur. Ancak öfke duygusunun olduğu gibi ortaya çıkmasına izin verilirse, insanı yıkıcı davranışlara yönlendirme olasılığı yüksektir. ÖFKE TEPKİLERİ

  • Öfkeyi yok sayma
  • Öfkeyi başkasına aktarmak
  • Öfkeyi saldırganca ortaya koymak
  • Öfkeyi pasif davranışlarla ortaya koymak
  • Öfkeyi kendine yöneltmek
ÖFKE İLE İLGİLİ DİĞER DUYGULAR ÜZÜNTÜ HAYAL KIRIKLIĞI KAYGI KORKU UTANÇ SUÇLULUK ÖFKE İLE BAŞA ÇIKMA-ÖFKE YÖNETİMİ ODAĞI -BAŞARILI İLETİŞİM KAPSAMI - EMPATİ-MÜDAHALE-BİLGİ AKTARIMI    

Türkiye insan olsaydı kaba, öfkeli bir erkek olurdu! Türkiye küçük çocuklardan, annelere babalara, öğretmenlere, trafikteki insandan siyasetçisine kadar öfkeli bir ülke. Türkiye’nin jeopolitik konumu da öfkeyi karakteristiği haline getiriyor. Ortadoğu’ya yakınız, kargaşalar, ölümler, kaçışlar ve çatışmalar yanı başımızda ve içimizde artık. Ülkelerin duygu durumları gelişmişlik düzeyleri ile de yakından ilintili. Biz öfkeli ve kızgın bir ülkeyiz. Yakın tarihimiz de buna zemin hazırlıyor. Herkesin canını acıtan, kapanmayan yaraları var ve yenileri ekleniyor. Bütün bunlar doğal olarak kızgınlığa yol açıyor. Oysa doğal koşullarda öfke son derece insani ve sağlıklı bir duygu. Sürekli birbirine karıştırılır; öfke bir davranış mıdır? Duygu mudur? Öfke esasında yönetilebilen, zaman zaman da yararlı olabilecek bir duygudur. Türk insanı için ise, tuhaf bir biçimde bir iletişim yolu!.. İnsanımız birbiriyle sağlıklı iletişim kuramadığında, öfkeyi bir iletişim biçimi olarak kullanıyor. Ve toplum içinden çıkılmaz bir sarmala dolanıyor. Maalesef öfke, sadece bireyin duygularıyla da kalmıyor. Bu duygu hali insanların davranışlarına yansıyor. İnsanlar bu duyguyu gösterebilmek için öfkenin devamını getiren ya da öfkelerini yansıttıklarını düşündükleri şiddet  gibi bazı saldırgan davranışlar sergiliyorlar. En kötüsü de insanlar öfkelenince öldürüyorlar. Ne çok şey var söylenecek düşününce,  Türk toplumu, haklı ya da haksız beklentileri olan  bir toplum ve o beklentiler karşılanmayınca öfke gösteriyor. Öfkeyi göstermenin en kolay yolu ise, spor, trafik ya da aile içinde yaşanan çatışmalar. Kimse kendisine öfkeli olduğunun söylenmesini istemiyor. Bu algı, öfkenin zararlı sonuçlarından korunmamızın da önüne geçiyor. İnsanların kendilerini benzettikleri rol modeller var. Bu rol modeller; siyasiler, dizi oyuncuları bir takım figürler, o figürler öfkeli olmaya ve öfkeyi insanları sindirecek bir biçimde göstermeye ilişkin özendirici ve onaylanır davranışlar gösterdiklerinde bunu normalleştirmiş oluyorlar. Özellikle trafikte, en ufacık bir ışık anlaşmazlığında insanlar birbirlerine hakaret ediyorlar, araçlarından inip birbirlerini öldürecek duruma geliyorlar. Bu bir kontrolsüzlük ve öfkenin kontrol edilmesi gereken bir duygu olduğunu kabul etmeliyiz. Bütün duygularımız gibi öfke de yönetilebilir. Patolojik bir hale dönüşmemesi gerekiyor. Biliyoruz ki, refah ve eğitim düzeyinin yüksek olduğu ülkelerde sakinlik daha hakim,  sokaktaki insanlar daha kendi halinde. Bu biraz da mutlulukla ilintili. Mutlu insanlar daha az öfkeleniyorlar. Kendisiyle barışık, dünyayla barışık, yaşamla barışık insanlar daha az öfkeleniyorlar. Oysa biz, aşkı bile öfkeyle ifade eden insanlarız. Hayvanları, çocukları bile severken canlarını acıtıyoruz. Bu toplumsal bir özellik, kesinlikle kültürel bir yanı var. Öfke bir kültüre dönüşmüş durumda Türkiye’de ve buna dair bir farkındalık da söz konusu değil. Camına kartopu atan insanı öldürmekten çekinmeyen, kendi çocuklarını öldüren insanlarla birlikte yaşıyoruz. Bu kaçınılmaz biçimde hepimizi etkiliyor. Çözüm için bugün başlasak kurtarabileceğimiz nesiller var. Ancak bunu da yapmıyoruz. Öfke bu toplum için kelebek etkisi yaratan bir tehlike, örgün eğitimin bütün aşamalarında, okul öncesi ve erken çocukluk eğitiminden başlayarak öfkeyi kontrol etme yaşam becerisini çocuklarımıza kazandırmamız gerekiyor. Ama hangi sosyal politikalarla ve hangi yasama ve yürütme ile? Temel soru da bu galiba...