Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları ve Araştırma Eğitim Birliği Derneği tarafından gerçekleştirilen 6. Lösemi Lenfoma Miyelom Hastaları Kongresi kapsamında düzenlenen basın toplantısına; LLMBİR Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, LLMBİR İkinci Başkanı Harun Akın, LLMBİR Üyesi Gürol Demir katıldı.

Amerikan Gıda ve İlaç Kurumu, meme implantlarının Lenfoma’ya yol açması konusunda durum güncellemesi yaptı

LLMBIR Başkanı Prof. Dr. Muhit Özcan, 2011 yılında meme implantları ve meme lenfoması hakkında olası birlikteliğin ilk tanımlanmasının ardından konuyu sıkı izlemekte olan FDA’nın yakınlarda bu durum hakkında güncelleme yaptığını belirterek şu açıklamalarda bulundu:

“Dünya Sağlık Örgütü de 2016’da “meme protezi ile ilişkili anaplastik büyük hücreli lenfoma=BIA-ALCL” kavramını resmen tanımladı. Bu konuda ilk harekete geçen ülke olan ABD’de bir kayıt sistemi oluşturulmuş ve tıbbi cihaz raporları alınmaya başlanmıştı. Eylül 2017 itibarıyla, 414 hasta bildirilmiş durumda. Bu rakamın çok daha yüksek olmasından korkuluyor. Bunların çoğunluğu yüzeyi “dokulu protezler’’. Ayrıca silikon veya normal tuzlu su dolgu malzemelerinden de silikonlularda biraz daha fazla.  Hastaların yarısında protez yerleştirildikten sonra yaklaşık 7-8 yıl geçmiş durumda iken lenfoma gelişmekte. Tahminler 4 bin-30 binde bir olduğu yönünde. Maalesef bu lenfomalara bağlı ölümler bildirilmiş. Bu işlemi yaptıracak hastalarımızın risklerden haberdar olması, memede lenfomanın belirtilerini öğrenmeleri ve ülkemizde de bu konuda bir kayıt sisteminin oluşturulması uygun olacaktır.”

İtfaiyecilerde kan kanseri riskine dikkat

ABD/New Yorkta 9/11 saldırısından sonra olaya ilk müdahale eden ekipte az görülen bir kan kanseri tipi olan multipl miyelom öncüsü durumun (MGUS) sıklığının arttığı ortaya konulduğuna değinen Prof. Dr. Özcan; “JAMA Oncology dergisinde Nisan 2018’de yayımlanan New York Memorial Sloan Kettering Cancer Center’dan Ola Landgren ve arkadaşlarınca yapılarak çalışmada  MGUS riskinin yaklaşık %100 oranında artarak %7.63’e çıktığı (dumana maruz kalmayanlarda risk %4.34) gösterildi. Çöken binalardan açığa çıkan aerosol halindeki tozlarda çok yüksek miktarlara ploiklorinlizie bifenil, polsiklik aromatic hidrokarbon, dioksin, asbest ve başka pek çok kanser yapma gücü olan madde bulunmakta. Aynı zamanda risk onarım etkinliklerinde kullanılmakta olan dizel motorlardan çıkan maddelerle de devam etmekte. Çalışmaya 781 itfaiyeci dahil edilmiş (50-79 yaş arası). Bu dönemde miyelom gelişen 16 olgu ayrıca değerlendirildiğinde bunların miyelom için ortalama beklenen yaştan (69 yaş), 12 yaş daha genç oldukları; yani miyelom gelişim süresinin kısaldığını gösterdiler. Bu durumun bilinmesi koruyucu hekimlik anlamında önemli. Tüm MGUs vakaları miyeloma dönmediği için bu hastaların takibi büyük önem taşımaktadır.

Yeni araştırmalar çok düşük miktarda benzenin kan kanserine yol açabileceğini gösteriyor

LLMBIR İkinci Başkanı Harun Akın, ‘benzen” maddesine maruziyetin kan ve lenf kanserleri ile ilişkisine dikkat çektiği konuşmasında önemli bilgiler verdi;

“Benzen bugün baskı endüstrisinden lastik, boya, temizlik ürünleri, böcek ilaçları gibi birçok kimyasal maddenin içinde yer alan renksiz, kolayca buharlaşan ve aynı zamanda yanıcı bir madde. 60’lı yılların başında benzen ve kan hastalıkları arasındaki ilişki Dr. Muzaffer Aksoy tarafından ayakkabı üreticilerinde ortaya konuldu. Benzen maruziyeti ile ilgili yapılan çok sayıda çalışmada 200 ppm (mm3 başına düşen mg) üzeri düzeylerdeki maruziyetin kan ve lenf kanserleri ile ilişkisinin gösterildiğini ancak son yıllardaki verilerin bu toksik maddeye çok daha az dozlarda örneğin 0.5-1 ppm düzeyinde bir maruziyetin dahi bu kanserler açısından risk oluşturduğu ortaya konulmuş. Çok sayıda ülkede (İngiltere, Fransa, İsveç, İsviçre, Singapur) yapılan değişikliklerle benzen maruziyeti  ile ilgili sıkı düzenlemeler yapılmış  ve maksimum maruziyet düzeyi 0.5-1 ppm arasında belirlenmiştir. Türkiye’de kabul edilen maruziyet düzeyi ise 1 ppm. Ancak klinik çalışmalar bu düzeylerde dahi hematolojik kanserler için benzenin risk oluşturmaya devam ettiğini göstermektedir.

Haftada 120 dakika yürümek meme, bağırsak, kan kanserleri gibi birçok kanserden korunmaya yardımcı oluyor

LLMBIR Üyesi Gürol Demir ise egzersizin kalp hastalıkları başta olmak üzere  obezite, alzheimer, diyabet ve depresyon gibi pek çok hastalığın önlenmesinde ve tedavisinde önemli bir role sahip olduğunu vurguladı. Günümüzde yapılan birçok çalışmada egzersizin kanserin önlenmesinde ve tedavi sürecindeki yerinin de ortaya konulduğunu söyleyen Demir, kanser tanısı almadan önce ve yine kanser tedavisi sırasında egzersiz yapan bireylerin çok daha uzun yaşadıklarının bilimsel çalışmalarda gösterildiğine dikkat çekti. Yoğun bir egzersiz programı yerine sadece tempolu ve düzenli yürüyüşün bile yeterli olabileceğini söyledi. Haftada 120 dakika yürümenin meme, bağırsak, kan kanserleri gibi birçok kanserden korunmada yeterli olacağının altını çizdi. Tempolu yürüyüşü ise nefes alıp vermenin hafif artmasına sebep olan ve ortalama 1,5 kilometreyi 20 dakikada yürümeyle sonuçlanan bir yürüyüş olarak tarifleniyor. Üstelik egzersizin bulaşıcı da olabildiği, özellikle erkeklerde görülen bu durumun diğer erkekler için motive edici olabildiği de çalışmalarla destekleniyor.